04 02 2011

DEHB'de en önemli geçiş noktası genetik

 DEHB'de en önemli geçiş noktası genetik

DEHB’in altında yatanlar arasında aile öyküsünden gebelik zehirlenmesine geniş yelpazede nedenler var.

 

DEHBde en önemli geçiş noktası genetik

Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı  Hastalıkları Uzmanı  Dr. Zafer Atasoy, DEHB’in altında yatan fiziksel ve ruhsal nedenleri anlattı. 

Hastalığın nedenleriyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

DEHB, nedeni tam olarak bilinmeyen ve bu konuda çok farklı görüşlerin ileri sürüldüğü bir rahatsızlıktır. Çeşitli belirtilerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir hastalık tablosu olarak görülür. Genetik faktörler, ilk akla gelen grubu oluşturuyor. Bu tabloyu açıklayacak tek bir işaret bulunmamasına karşın genetik geçişin ve kalıtım oranlarının diğer birçok psikiyatrik tabloya göre yüksek olduğu bilinmektedir. DEHB olan çocukların aileleri içinde (anne, baba, kardeşler) DEHB görülme sıklığı yüzde 20-25 oranındadır. Ancak genetik bozukluk konusunda tam olarak netleşmiş bir bilgi yok. 

Hastalığın nedenlerine ilişkin yapılan çalışmalarda, bu çocukların beyinleri görüntülendiğinde, özellikle beynin sağ yarım küresinde, yüzde 3-5 oranında azalma bulunmuştur. Diğer yandan bu bulguların ergenlikle beraber normale döndüğü gözlenmektedir. Ayrıca beyin ön bölgesinde kan akımı ve metabolik etkinlikte azalma saptanmıştır. Ayrıca bu çocukların EEG değerlendirmelerinde de düzensizlikler ve beyin kimyasallarında anormallikler var.

Fiziksel sorunlar da bir etken mi?

Doğum sırasında minimal derecede merkezi sinir sistemini etkileyen ve hasar yaratan durumlardan söz edilmektedir. Ayrıca gebelik zehirlenmesi, anne yaşı, uzamış doğum eylemi, fetal distres, düşük doğum ağırlığından da bahsedilebilir. Ayrıca toksik (en yaygın olarak subklinik kurşun maruziyeti, düşük çinko düzeyi), metabolik (besin intoleransı ve alerjileri), mekanik nedenlerle ve dolaşımla ilgili olabileceği gibi erken bebeklik dönemindeki enfeksiyonlar, psikososyal etkilenmeler de sorunun ortaya çıkmasında etken olabiliyor.

Bu sorun başka hangi hastalıklarla karıştırılıyor? 
DEHB birçok psikiyatrik ve tıbbi bozuklukla birlikte görüleceği gibi bunlarla da karışabilir. Tıbbi bozuklukların arasında işitme ve görme kusurları başta olmak üzere duyusal bozukluklar, epilepsi sendromları, tiroid düzensizlikleri, frontal lob hastalıkları, demans, fetal alkol sendromu öncelikle karşımıza çıkmaktadır. Ruhsal bozukluklarsa çocukluk yaş grubunda zeka kusurları, öğrenme geriliği, karşı gelme ve anksiyete bozukluğu, depresyon, duygusal sorunlar, madde kullanımıdır. Erişkin yaş grubundaysa anksiyete bozuklukları, antisosyal kişilik bozuklukları, ajite depresyon, madde kullanım bozuklukları bildiriliyor. Son yıllara kadar çocukluk çağına özgü bir tablo olarak görülen DEHB günümüzde belirtilerinin ergenlik ve sonrasında da izlendiği bir rahatsızlık olarak kabul görmektedir. Belirtilerin erişkinlikte görülme oranı yüzde 10-80 arasında değişmektedir. Diğer yandan yaşın ilerlemesiyle belirgin azalma olduğu da bilinen bir durumdur. Bu azalmanın altında aile ve sosyal tutumlar kadar uygulanmış tedavilerin önemli yer tuttuğu biliniyor.

DEHB ilk ne zaman keşfedildi?

Son yıllarda neredeyse psikiyatrların gündeminde ön sıralara yerleşmiş olan bu hastalık tablosu 19’uncu yüzyıldan beri çeşitli adlar altında tanımlandı. Bu tablonun altında organik nedenler olabileceği düşünülmüş ve 20’nci yüzyılın başında yaşanan influenza pandemisi sonrasında hayatta kalan çocuklarda geliştiği düşünülmüş. Ayrıca organik hasara bağlı olduğu belirtilerek minimal beyin disfonksiyonu olarak adlandırılmış. Merkezi sinir sistemi uyarıcılarının bu tablonun düzelmesinde yararlı olduğu 1937’de ortaya çıktı. 1960’lı yıllarda beyin hasarı olmaksızın hiperaktif davranışın olabileceği anlaşıldı. 1968 yılında çocukluğun hiperkinetik reaksiyonu, 1980’de dikkat eksikliği bozukluğu, 1987’deyse dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olarak adlandırılmaya başlandı.

4
0
0
Yorum Yaz