![]() <_script /><_script /> Kötü anıları silen ilaç!Hollanda'nın Amsterdam Üniversitesinden bilim adamları, insan hafızasındaki acı ve korku veren, kötü anıları silen bir ilaç geliştirdiğini açıkladı. İngiltere'de yayımlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre, bilim adamları, geliştirdikleri ilacın özellikle kötü olayların ardından ortaya çıkabilen ''travma sonrası stres bozukluğu''nun tedavisinde olumlu etki yaratabileceğini düşünüyor. Hollandalı bilim adamları, kötü anıların genellikle kalp hastalarında kullanılan ''beta bloke edici'' ilaçlarla silinebildiğini öne sürüyor. Hayvanlar üzerinde yapılan denemelerde, ilacın beyindeki kötü anıların canlanma mekanizmasına müdahale edebildiği görüldü. İlaç daha sonra 60 Deneklerin bir bölümüne ilacın kullandırıldığını, diğer gruba ise placebo verildiğini belirten uzmanlar, ilacı kullanan grubun korku uyandıran fotoğraflar karşısında az tepki verdiğini, diğer grubun tepkilerinin ise daha güçlü olduğunu belirtti. Bir gün sonra ilaç kullandırılan deneklerin ilacın etkisinden çıkmalarından sonra aynı teste tekrar tabi tutuldukları, yine ilacı kullanan grubun, placebo kullanana göre çok daha zayıf tepki verdiği tespit edildi. Bilim adamları, bu testler sonucunda ilacın kötü ve ürkütücü anıları silmekte etkili olduğu sonucuna vardı. Bilim adamlarına göre ilaç kötü anının yeniden canlanmasını önlüyor ve beynin bu anıyı tekrarlamasının önüne geçiyor. İngiliz uzmanlar ise ilacın İngiltere'de büyük bir etik tartışmasına yol açacağına işaret ediyor. Uzmanlara göre, pek çok kesim, insanı insan yapanın yaşadığı acılar olduğunu ileri sürerek, ilaca etik açıdan karşı çıkacak. Uzmanlar, ilacın ayrıca, insanların hatalarından ders alma imkanını da ellerinden alacağına işaret ediyor ve bunun da zararlı psikolojik etkilerini hatırlatıyor. St. George's Üniversitesi Tıp Etiği Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Daniel Sokol, ''Kötü anıları hafızadan kazımak bir siğili ya da et benini yok etmeye benzemez. Bu, insanı anılarından kopararak, kişiliğini değiştirir. Bazı durumlarda faydası dokunabilir, ama genelde anıları silmenin şahıslar, toplum ve insanlık üzerindeki yıkıcı etkilerinin iyi hesaplanması gerekir'' dedi. http://www.sabah.com.tr/haber,4C29844890E442EF88A7585E3C7E119A.html |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
When it comes to bugs like bacteria and parasites, we've been trained to think that less is better. But there are some good guys in the microbial world — bugs that do the unglamorous work of keeping us regular and helping to relieve a range of disorders from diarrhea to irritable bowel syndrome (IBS). Now a new study suggests that the same microbes may even help us stay slim.
In the Proceedings of the National Academy of Sciences, researchers at the University of Arizona and the Mayo Clinic in Arizona report a very small study of nine individuals — three of normal weight, three who were morbidly obese and three who underwent gastric-bypass surgery. The team found that each group harbored a different intestinal zoo of microbes and that following their surgery, the gastric-bypass patients' gut bugs ended up looking much more similar to those of the normal-weight patients.
While these results are only preliminary, they do point to an entirely new way that doctors and patients might be able to tackle the growing obesity epidemic in the U.S. "This study suggests that the differences in the organisms may play at least some role in why people lose the weight they do," says Dr. John DiBaise, a gastroenterologist at the Mayo Clinic and one of the study's authors. "Ultimately, we may not only be able to manipulate the microbes of obese individuals to look like those of normal-weight people, but we might also potentially be able to predict a person's susceptibility to obesity."
What might be happening, suspects DiBaise, is that each person's ability to extract energy and store fat from food changes depending on which combination of bugs are living in the gut. Those who are morbidly obese, it seems, tend to nurture bugs that promote the fat-storage process, which might be a factor in their excessive weight gain. The bypass patients appeared to follow a similar pattern but in the opposite direction, eating less first and then developing bugs appropriate to that diet. It's not clear how the physical act of reducing food intake drives that change, nor how long-lasting the possible slimming effects of the new bug population will be. (See pictures of what makes you eat more food.)
But none of this means that downing the latest probiotic yogurts, which contain certain strains of good gut bacteria, should be the next weight-loss craze. For one thing, says DiBaise, the strains that were dominant in the normal-weight people are not the same as those promoted in the popular probiotic yogurts. Second, there is no evidence that probiotic products can do anything about weight loss; the latest scientific studies have shown only that probiotics can relieve antibiotic-related diarrhea, as well as alleviate IBS and aide regularity. "It is interesting to look at microbial flora," says Lynne McFarland, an epidemiologist at the Puget Sound Veterans Administration Medical Center, who was not affiliated with the study. "But I would not run out and eat a lot of yogurt because of this."
At least, not yet. More studies are needed to follow the same people as they lose weight through diet and exercise, to see if the composition of their gut flora changes — as it did with the gastric-bypass patients. What's more, notwithstanding the seeming cause-and-effect link between gut flora and weight, that relationship can be deceiving; a third factor entirely may be causing both — a diet of highly processed foods, for instance, suggests Dr. David Katz, director of the Yale Prevention Research Center. What's more, says Katz, "regardless of the variation of gut flora in the population, the entire population is getting heavy. So probiotics might tweak one's personal vulnerability to obesity, but they would not much move the big dial [on the obesity epidemic]." Still, as anyone fighting the numbers on the scale knows, every little bit helps — even something a little as a bacterium.
http://www.time.com/time/health/article/0,8599,1872647,00.html
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Polikistik Over Sendromu (PCOS, PKOS); yumurtalıklarda irileşme ve bir çok küçük kist oluşumu ile karakterize olup kişide bir takım hormonal problemlere zemin hazırlayan ve günümüzde neden oluştuğu halen kesin olarak bilinmeyen bir durumdur.
Yandaki resimde polikistik over sendrom olan bir kişinin yapılan ultrasonunda yumurtalığındaki küçük kistler izlenmektedir.
Polikistik over sendromu olan kişilerde;
Kanda hormon ölçümleri yapıldığında çeşitli dengesizlikler saptanır; özellikle LH (Luteinizan Hormon) ve erkeklik hormonları (testosteron, DHEAS) yükselmiştir.
Bu sendromda; beyindeki hipofiz bölümünden salgılanan ve yumurtalık hormon üretimini düzenleyen, FSH ve LH hormonları arasındaki denge bozulmuştur. Bunun sonucu olarak yumurtalık hormon üretiminde anormal sapmalar ve yumurtlamada problemler oluşmaktadır.
Erkeklik hormonu yüksekliğine bağlı olarak vücutta (özellikle yüzde, göğüslerde, göbek etrafında ve bacaklarda) erkek tipi tüylenme artışı olurken bazen köşelerde açılma şeklinde erkek tipi saç dökülmesi (lokal alopesi) de izlenmektedir.
Hastalığın bir diğer fenomeni olan yumurtlama olmaması (anovulasyon) sonucu progesteron hormonu üretimi olmamakta ve estrojen hormonu tek başına salgılanmaktadır. Estrojen hormonunun tek başına salgılanması ise rahim kanseri riskini arttırabilmektedir.
Hastalığın bulguları tipik olarak puberte ile başlar. İlk adetle birlikte adet düzensizlikleri, adet gecikmelerini takiben oluşan yoğun adet kanamaları ilk şikayetlerdir. Bu hastalar sıklıkla adet gecikmeleri şeklinde belirgin adet düzensizliklerinden yakınmaktadırlar.
Sonraki dönemde yıllar içersinde giderek artan erkek tipi kıllanma (hirsutism) izlenir. Daha önceleri çenede ve dudak üzerindeki tek tük, ince olan tüyler giderek kalınlaşır ve sayı olarak artarak estetik bir problem yaratır. Yetişkin yaşta bu yakınmalara ilave olarak “infertilite” yani çocuk olmaması problemi de eklenebilir.
Tanı
Tanı, hastanın tipik şikayetlerine bakılarak konulabilir. Yapılan fizik muayenede erkek tipi tüylenme artışı (hirsutism) izlenir. Bu artan erkeklik hormonlarının etkisine bağlı bir durumdur.
Ultrasonda yumurtalıkta hastalığa özgü 3-6 mm çapını geçmeyen bir çok sayıda kist ile ovulasyon yani yumurtlamanın olmaması izlenir. Ayrıca yumurtalıkların hacmi de normale göre atrmıştır.
Alınan kan örneğinde yükselmiş erkeklik hormonları ile artmış LH/FSH oranları gözlenmektedir.
Etiyoloji
PKOS oluşumundaki etiyoloji (yani neye bağlı olarak ortaya çıktığı) konusunda pek çok teorem vardır. Günümüzde bu kesin olarak aydınlatamadığımızsendromun nedenleri arasında en sık suçlananı "genetik özellikler"dir. Yani kişinin PCOS aileden aldığı genetik bir takım özelliklere bağlıdır.
Ancak beslenme alışkanlıklarış kilo alımı ve egzersiz yapmama gibi dışsal faktörler de olayda tetikleyici durumdadır.
Tedavi
Tedavisinde hastalığı tamamı ile ortadan kaldırabilecek etkili bir yöntem yoktur. Hastanın ihtiyacına göre tedavi düzenlenir.
Adet düzensizliği ve tüylenme şikayeti belirgin olan kadınlarda tedavi de doğum kontrol ilaçları oldukça etkilidir. Buradaki tedavi ile yumurtalıklardan üretilen erkeklik hormonunu baskılanmaktadır. Bu tedavi şeklinde amaç vücutta yeni tüylerin oluşumunun engellenmesidir. Başlanan tedaviden sonuç alabilmek için en azından 6ay- 1yıl beklemek gereklidir.
Ne yazık ki eskiden oluşmuş tüyler için etkili ve hızlı bir ilaç tedavisi yoktur. Daha önceden oluşmuş tüyler için yapılması gereken ağda, elektroliz gibi yöntemlerle bunların giderilmesidir. Doğum kontrol ilaçları kullanılmadan tüyler alınırsa yöntem başarısız olur ve alınan tüyler yeniden ve daha fazla bir şekilde çıkar.
Polikistik over sendromlu kadınların bir çoğunda yumurtlama gerçekleşmediği için infertilite problemi de olabilir. Eğer çocuk istemi varsa kullanılacak tedavi yumurtlama sağlayıcı ilaçların kullanımıdır. Bu tedaviler ile polikistik overli kadınların % 80'inden fazlasında yumurtlama sağlanabilir.
Gerek kısırlık gerekse tüylenme tedavilerinde izlenecek ilk yol bir diyetisyen eşliğinde kilo verilmesidir. Çünkü ancak kilo kaybı ile hormonal düzenin normal şekle girebildiği izlenmiştir. Buradaki neden, kilo artışına bağlı vücutta hormonal bir kısır döngü oluşmuştur ve bunu kırmanın tek yolu zayıflamaktan geçer. Ancak; bazı durumlarda ise PCO hastaları normal ve hatta zayıf kilolu olabilirler.
Polikistik over sendromunun tedavisindeki ilaçlar oldukça etkilidir. Ancak, bazen ilaçla tedavi ile başarı sağlanamadığında laparoskopik olarak yumurtalıklara cerrahi girişim (ovarian drilling) uygulanabilir.
PCO’lu hastalara hiçbir şikayetleri olmasa bile, artmış olan rahim kanseri riskini azaltmak amacıyla mutlaka tedavi verilmeli ve en azından aylık düzenli adet görmeleri sağlanmalıdır.
Polikistik over sendromunda tedavi oldukça uzun bir süre devam etmelidir. Çünkü yumurtalıklar üzerindeki baskı ortadan kaldırıldıktan sonra yumurtalıklar yeniden düzensiz hormon üretimine başlamakta ve şikayetler yeniden başlayabilmektedir.
Dr.Süleyman Eserdağ
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Saman nezlesi özellikle bahar aylarında birçok kişinin kabusu. 'Mevsimsel alerjik rinit' de denilen bu sorun çim, ağaç, çiçek veya tohum polenlerinin burunda alerjik bir durum yaratmasıyla meydana geliyor. Saman nezlesinde; burunda akıntı ve tıkanıklık oluşuyor. Gözlerin sulanması, yanması, göz altı morlukları, öksürük ve sık sık hapşırma, saman nezlesinin başlıca belirtileridir. Bunlara uykusuzluk ve yorgunluk da eklenince, bahar ayları çekilmez hale gelir.
DOKTORA GİDİN
İş hayatını ve okul performansını bile olumsuz etkileyen saman nezlesi, daha ciddi sorunlara da yol açabilir. Bazen sinüslerin iltihaplanmasına, hatta orta kulak enfeksiyonlarına yol açar. Bu nedenle saman nezleniz olduğunu düşünüyorsanız mutlaka doktora başvurun. Tam olarak hangi maddelere alerjik olduğunuz cilt ve kan testleriyle araştırılıp, size uygun tedavi bulunsun. Saman nezlesiniz varsa burun spreyleri, antihistaminik ilaçlar, burun akıntısını önleyen dekonjestantlar veya göz damlalarından yararlanabilirsiniz. Bu tedavileri alerjinizin başlamasını beklemeden uygulamanız, bahar aylarını daha rahat geçirmenizi sağlar.
KLİMA KULLANMAYIN!
Bu tedaviler işe yaramazsa doktorunuzun önerisiyle alerji iğnelerini de deneyebilirsiniz. C vitamini, quercetin ve balık yağı gibi destekler de saman nezlesine iyi geliyor. İlaç tedavisinin yanı sıra, uygulayabileceğiniz başka önlemler de var. Polen mevsiminde kapı ve pencereleri kapayıp, çamaşırlarınızı içeri asın. Ev veya arabanızda klima kullanmanız sizi bu alerjenlerden uzak tutar. Rüzgarlı günlerde ve polenlerin daha yoğun olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamaya özen gösterin. Bu dönemde sigara kullanmamanız da şart! Eğer doğal bir çözüm arıyorsanız; başınızı bir tarafa doğru yatırmanız ve tuzlu suyu bir burun deliğinize damlatıp diğerinden akmasına izin vermeniz yeterli olacaktır.
http://www.sabah.com.tr/gny/haber,
E4670A9F53184148B7DCDC64BA23E1A6.html
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çocuğum hasta mı, ne zaman doktorumu aramalıyım?
* Sağlıklı çocuk yetiştirmek için en önemli 10 öneri.
* Çocuklarınızı kanserden koruyacak 10 önemli bilgi.
* Yazın çocuğuma televizyon kısıtlaması getirmeli miyim?
* Bakıcı bulma problemi nasıl aşılır?
* Seks hakkında çocuğunuzun bilmesi gerekenler.
* Çocuğunuz için hangi sporu seçmelisiniz?
* Çocukları kazalardan koruma yolları.
* Alerjilere karşı ne yapılmalı?
* Aşı, alerji yapar mı?
* Büyümesi normal mi?
* Sık tekrarlayan enfeksiyonlardan çocuğumu nasıl korurum?
* Ateş, ishal ve kusma ne zaman tehlikeli olur?
ÇOCUĞUN HASTA OLDUĞUNU ANNELİK İÇGÜDÜSÜ SÖYLER
'Çocuğum gerçekten hasta mı' sorusunun yanıtını bulmak için tıp uzmanı olmaya gerek yok! Çünkü çocuğun hasta olduğunun en doğru habercisi annelik içgüdüsüdür! Eğer anne çocuğunun hasta olduğunu hissediyorsa fazla düşünmeden bir doktora gidilmelidir
Prof. Dr. Murat Tuncer; mükemmel anne baba olmak isteyen aileler için hazırladığı 'Çocuk Sağlığı Rehberi' adlı kitabında hazırladığı önerileri anlattı:
* Çocuğum hasta mı, ne zaman doktorumu aramalıyım?
Bu soru, çoğu ebeveynin sürekli aklına takılan bir sorudur. Aslında cevabı çok önemli olan bu soru, bebeğimizi doktora ne zaman götürmemiz yanıtını da orta koyacaktır. Genellikle anneler bebeklerin sağlığının iyi veya sorunlu olduğunu içgüdüleriyle hissederler. Ancak bebeğinizin sağlığı konusunda hemen doktora başvurmanız gerektiğini gösteren belirtileri şöyle sıralayabiliriz: Bebeğin nedensiz ağlaması, aniden soluklaşması, emmeyi reddetmesi, vücut ısısının düşmesi (koltuk altında 36 derecenin altındadır), vücut ısısının yükselmesi (koltuk altında 37.n derecenin üzeridir), kusması, vücudunda morarmalar, daha çok uyuması, ellerinden veya bacaklarından birini daha az kullanması, titremeleri, gözünde kayma, sık aralıklarla su gibi ve kötü kokulu kaka yapmaya başlaması, bir haftadan uzun süre hiç kaka yapmaması, karnında ciddi gerginlik bulunması, idrarının koyu renk veya kanlı olması ve idrarının kokusunun değişmesi... Bunun yanında annelerin hiçbir belirgin bulgu olmadan bebeklerinde normal olmayan bir şey hissetmeleri ve hislerinin devam etmesi; bebek için doktora başvurmanın en geçerli nedeni olabilir!
* Ailece yolculuğa çıkmak bebeğimizin sağlığını bozar mı?
Bebeğinizle en kolay ve rahat yolculuk; henüz sadece anne sütü aldığı dönemde yapılandır! Bu bilinçle ilk 6 ayda her zaman yolculuk yapabilirsiniz. Ancak yolculuk yapacağınız araç çok önemli. Eğer uçak yolculuğuysa bazı konulara dikkat edilmeli. Biletinizi alırken önceden bebeğinizin olduğunu söyleyin ve yer rezervasyonunu en önde yaptırın. Uçağa ilk siz binin, en son siz inin. Böylece bebeğin daha rahat ortamda taşınması sağlanmış olur.
UÇAKTAYKEN BEBEĞİ EMZİRİN
Bebeğe mevsimine göre mümkün olan en az şeyler giydirip, yanınıza üzerini örtebileceğiniz pike türü bir örtü alın. Bebeği soymanız zor olur ancak örtmeniz kolaydır. Uçak havalanırken veya inerken, kabin basıncındaki değişiklikler bebeklerin kulakları tarafından çok yoğun hissedilir ve 'basınç etkisi' denen bir ağrı olur. Be nedenle, bu sırada bebekler ağlar. Bunu engelemek için bebeğinizi uçak kalkarken ve inerken emzirin veya emziğini verin. Bu sırada burnunu da burun damlalarıyla açın.
* Arabayla yolculuk yaparken nelere dikkat etmeli?
Arabanızla yolculuk yapacaksanız kalabalık olmamaya özen gösterin. Ara sıra mola verip çocuğun hava almasını sağlayın. Yolculukta anne sütü daha sık aralıklarla verilebilir. Arabanızın hava filtresini mutlaka temizletmiş olun. Bebeğiniz sarsıntıdan kusuyorsa bazı ilaçlar verilerek yola çıkmak doğrudur. Bu konuda doktora danışın. Bebekleri araba koltuklarına bağlı olarak koruyun. Bebeğinizle şehir içinde yalnız yolculuk yapıyorsanız bebek koltuğunu ön koltuğa ters yönde, yalnız değilseniz arka koltuğa sabitleyin.
TATİLDE BESLENMEYE DİKKAT!
* Tatile çıkmadan bebek sağlığı için aileler yanlarına neler almalı?
Beslenme; seyahatlerin en önemli konusudur. Yolda ve gideceğiniz yerde beslenme olarak bebeğinizin ihtiyaç listesi çok önemlidir. Hazır mamayla beslenen bebeklerde biberonlar ve sterilizasyon için gereken malzemeleri taşımanızı öneririm. Bazı kavanoz mamaları da size beslenme konusunda yardımcı olabilir. Ağızdan ve fitil olarak kullanılabilecek ateş düşürücüler unutulmamalı. Sivrisinek sokmaları ve alerjik reaksiyonlar için ağızdan kullanılabilecek bir antialerjik şurup ile deriye sürülen kaşıntı giderici bir kremin yanınızda bulunması önemlidir. Acil kullanım söz konusu olmadığı için antibiyotik taşımanıza gerek yoktur. Ayrıca antibiyotik mutlaka doktor kontrolünde alınır. Bebekler için olan güneş yağı, nemlendirici, bebek şampuanı, pişik kremi ve göz damlaları da sizi ve bebeğinizi tatilde bir hayli rahatlatır.
http://www.sabah.com.tr/ozel/cocuksagligi3857/
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Armut
Günde 3-4 tane armut yemek birçok sağlık sorununa iyi gelir.Yüksek tansiyonu olanlara 0çok faydalıdır. Ayrıca armut, A vitamini yönünden oldukça zengin bir meyve olan armut, böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar ve idrarı bollaştırır. Bu yüzden böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Hamile bayanlarda mide bulantısı ve kusmaları azaltır. Bunun yanında sinirleri yatıştırıcı, zihinsel yorgunluğu azaltıcı özelliği vardır.
Kivi
Son yıllarda ülkemizde de yetiştirilmeye başlanan kivi C vitamin deposudur. Bir adet kivide bulunan C vitamini günlük almamız gereken C vitamini ihtiyacımızdan çok daha fazladır. Bu yüzden günde bir adet kivi yediğimizde başka C vitamini almamıza gerek yoktur. Bunun yanında kivinin sağlık açısından daha birçok faydası vardır.
Kivi kolesterol seviyesini düşürür, kan basıncını ayarlayarak yüksek tansiyonu düşürür, göğüs kanserini önlemede faydalıdır, bağışıklık sistemini güçlendirir, kanı temizler, grip ve soğuk algınlığında tedavi edicidir.
İncir (Yemiş)
Çoğunlukla Ege ve Akdeniz' de yetişen incir, hem lezzetli bir meyve hem de sağlık açısından çok yararlı bir gıdadır. Hem taze hem de kuru tüketilen incir bağırsakları yumuşatarak kabızlığı giderir, sindirim sorunu olanlar için çok faydalıdır. Göğsü yumuşattığı için bronşit ve öksürük gibi sağlık problemlerinde balgam söktürerek rahatlatır. Vücuda enerji verir.
Öksürük İçin: İki su bardağı çiğ sütün içine iki tane kuru inciri doğrayıp sütü kaynatın. Yirmi dakika kadar bekletip süzün ve günde 2 defa bu sütten sıcak olarak için.
Üzüm
İdeal bir enerji kaynağı olan üzüm; özellikle bebeklerin gelişimi için çok faydalıdır. Sindirimi kolaylaştırır, kansızlığı giderir. Üzümde vücudumuzda en kolay parçalanan karbonhidratlar bulunduğundan yedikten çok kısa bir süre sonra yüksek enerji sağlar. Ayrıca antioksidan etkisi vardır.
Havuç
Havuçta bol miktarda A vitamini bulunur. Bu yüzden kalbe, damar sertliklerine, gözlere ve cilde oldukça faydalı bir meyve. Bunun yanında haşlayarak püre haline getirilip yenilen havuç taze havuçtan çok daha faydalı. Çünkü haşlanmış havuçta çok daha fazla anti kanserojen madde bulunuyor. Ayrıca Havuç beyin metabolizmasını canlandırdığı için hatırlama yeteneğini artırır.
Çilek
Çilek strese bire bir gelen bir meyvedir. Ayrıca sigaranın zararlı etkilerini büyük ölçüde azalttığı için çok sigara içiyorsanız veya çok sigara içilen ortamlarda bulunuyorsanız mutlaka çilek yiyin.
Elma
En çok tüketmemiz gereken meyvelerden biridir elma. Kalsiyum, C vitamini ve Demir yönünden zengindir. Kanı temizler, Cilde parlaklık ve güzellik verir, ağızdaki kokuları giderir, soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir, kolesterolü düşürür, yorgunluk ve uykusuzluğa iyi gelir. Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Rengi sarı-yeşilden mavi-yeşile değişen feldspat. Ender de olsa şeffafları bulunabilir.
Menekşe ya da mor renkli olan kuvars kristali. Mor yakut ya da mor necef de denir.
PSİKOLOJİK ETKİLERİ:
Bulunduğu çevredeki olumsuz enerjileri temizleyip dönüştürür. Sadece odanın herhangi bir yerinde durması bile olumsuz enerjileri toplayıp pozitif enerjiye dönüştürmesi için yeterlidir.
Kişiyi rahatsız eden takınaklı düşünceleri uzaklaştırıcı ve yatıştırıcı bir etkiye sahiptir. Koyu mor ya da çok açık renkli olan ametistler en güçlü enerjiye sahip olan ametistlerdir.
Uykusuzluk çekenlere iyi gelir. Eğer uykusuzluk sorunu yaşıyorsanız; ametisti yatmadan önce bir süre elinizde tutun ve sonra yastığınızın altına koyarak yatın. Sorununuzun nasıl düzeldiğini göreceksiniz.
Enerji dolu bir taş olduğu için çoğu insan üzerinde canlandırıcı bir etkisi vardır. Sürekli üzerinizde taşıyabileceğiniz bir taştır. Yaydığı enerji her zaman size fayda sağlar ve olumsuzluklardan korur. Özellikle düşman tavırlı insanların arasında bulunacağınız zamanlarda bu taşı üzerinizde bulundurmaya gayret edin. Böylece sadece pozitif enerji alacağınızdan emin olabilirsiniz.
Enerjisinin odaklandığı kişide uyum ve denge oluşturur. Yaydığı enerji doğrudan sinir sistemini etkiler. Ancak ciddi bir kişilik bozukluğuna sahip insanlar bu enerjiyle uyuşamayarak, onu rahatsız edici bulabilir.
Pembe kuvars ile birlikte kullanıldığında aklı güçlendirir ve kalbi korur.
FİZİKSEL ETKİLERİ:
Göz hastalıklarına, alerjiye, baş ağrılarına ve kalp rahatsızlıklarına iyi gelir.
Negatif elektrik yükü taşıdığından dolayı; bedendeki fazla elektrik yükünü toplayarak beyin gücünü yükseltir.
Unsuru: Hava
Çakra: Taç, Timüs bezi, Üçüncü göz
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Cilt kanserleri neden oluşur, daha çok vücudun hangi kısımlarında görülür?
Cilt kanserlerinin en önemli nedeni, cildimizde oluşan güneşe bağlı hasarlardır. Buna foto yaşlanma denilmektedir. Cilt kanserleri vücudumuzun her yerinde görülmekle birlikte en sık foto yaşlanmanın, yani güneş hasarlarının yoğun olduğu yerlerde görülür. Güneşe en sık maruz kalan yüz, boyun, kol ve bacaklar cilt kanserlerinin en sık rastlandığı yerlerdir.
Ne zaman cilt kanserlerinden şüphelenilmeli, belirtileri nelerdir?
Gövdemizde yeni çıkan, hızla büyüme gösteren, deriden kabarık, kanayan lezyonlar ve siyah renkli benler olduğunda şüphe duymalı ve dermatoloğa başvurmalıyız.
Kaç tür cilt kanseri vardır?
Üç tür cilt kanseri vardır: Bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom, malign melanom.
En çok risk altında olanlar kimlerdir, kalıtımsal faktörler etkili midir?
Cilt kanserleri en sık tip bir deri denilen beyaz ten, sarı saç, açık renkli gözlülerde görülür. Malign melanom türü cilt kanserlerinde de kalıtımsal faktörlerin önemli olduğu düşünülmektedir. Ailesinde malign melanom olanlarda bu kansere yakalanma riski olmayanlara göre daha yüksektir.
Görülme sıklığı erkeklerde mi kadınlarda mı fazladır?
İki cinsiyet arasında görülme sıklığı açısından bir fark yoktur.
Diğer kanserlere göre görülme sıklığı ne kadardır?
ABD’de cilt kanserleri en sık görülen kanserlerin başında gelmektedir. Ülkemizde kesin istatistiksel sonuçlar olmamakla beraber oran yüksek değildir. Son 20 yılda, deri kanserleri her yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde dört oranında artmıştır. Bunun başlıca nedenleri olarak; ozon katının incelmesi, ultraviyole ışınlarına maruz kalınması ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olan kronik böbrek yetmezliği ve AİDS gibi hastalıklardaki artış sayılabilir. İnsanların yaklaşık yarısında 65 yaşına kadar deri kanseri gelişmektedir. Yetmiş milyon nüfuslu bir ülkede her yıl yaklaşık 2500 kişi deri kanseri nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bunların yaklaşık yüzde 75’i melanom nedeniyle, geri kalan yüzde 25’i de diğer deri kanseri türleri nedeniyle olmaktadır. Bazal hücreli kanserler ortaya çıktıkları bölgede tekrar belirme eğilimlidirler ve uzak organlara yayılmazlar. Skuamöz hücreli kanserler de benzer seyir göstermekle birlikte uzak organlara yayılmazlar. Skuamöz hücreli kanserler de benzer seyir göstermekle birlikte uzak organ ve lenf bezlerine yayılabilirler. Melanomlar ise ölümcül seyirli olup, erken tedavi edilmemeleri durumunda lenf bezlerine ve uzak organlara yayılırlar.
Bitkisel tedaviler cilt kanserinde ne kadar başarı sağlıyor?
Bitkisel tedavilerle cilt kanserlerinin tedavisi mümkün değildir.
Nüksetme riski var mıdır?
Cilt kanserleri tedaviden sonra hem ilk çıktıkları bölgede nüksedebilirler. Hem de uzak organlara yayılabilirler. Cerrahi tedavi sırasında kanser tam çıkarılmışsa ya da, dar sınırlarla çıkarılmışsa nüksetme riski daha yüksektir. Bu nedenle ilk tedavi büyük önem taşır. Benzer şekilde nüksetme durumunun erken tanı ve tedavisi için, hastaların tedaviden sonra 6-12 ayda bir doktorları tarafından kontrol edilmesi çok önemlidir.
Cilt kanserlerinden korunmak için nelere dikkat etmeliyiz?
Cilt kanserlerinin oluşmasında en önemli faktör güneş ışınıdır. Güneşe maruz kalma süremiz arttıkça cilt kanserlerine yakalanma ihtimalimiz de o oranda artar. Bu nedenle doğal ve suni güneş yanıklarının oluşmasına izin vermemeliyiz. Yaz aylarında mutlaka açık alanlardaki sosyal aktivitelerde ve deniz kenarında güneş koruyucuları kullanmalı. Ama en önemlisi kullanılan güneş koruyucularının hem UVA, hem de UVB’ye karşı etkili olduğuna, suda koruyucu özelliklerini yitirmediğine dikkat etmeliyiz. Yüz ve ellere 20 faktörün üstünde koruyucu krem sürmek, geniş şapka ve uzun kollu giysiler giymeye dikkat etmek de diğer önemli hususlardır. Bunun dışında, tüm cilt düzenli aralıklarla kontrol edilmeli ve herhangi bir lezyonun ortaya çıkması halinde mutlaka doktora başvurulmalıdır.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı