E-KADIN

   

3-6 Yaş Dönemi

27/2/2009
Kategori: Bebek

Aşırı televizyon seyretmek ne kadar sakıncalı?
Bir gün içerisinde kaç saat televizyon seyrediyorsunuz? Bu soruya verilen cevaplar son zamanlarda bir çok araştırmacının ilgisini çekiyor ve bu nedenle bir çok araştırma yapılıyor. Bizler de televizyon izlemenin hayatımızı nasıl etkilediği hakkında yapılan bu araştırmalar sonucunda çeşitli bilgiler ediniyoruz. Araştırmaların ortak sonucu maalesef hiç umut verici değil. Çünkü sonuçlar aşırı televizyon izleme davranışına doğru orantılı olarak olumsuz faktörlerin görülme olasılığının arttığını söylüyor.Bu araştırmalar çeşitli yaş grupları üzerinde yapılmış ve en çok etkilenen grubun çocuklar olduğunu ortaya çıkarmış.Çocuklar arasında yapılan sınıflamada da 3-6 yaş grubunun en hassas grup olduğu belirlenmiş.

Neden 3-6 yaş grubu?

Hepinizin bildiği gibi bu yıllar okul öncesi dönemi içine alıyor.Bu dönemin iki ana özelliği var.Birincisi okul öncesi dönemde bir çok çocuk her hangi bir eğitim kurumuna gitmiyor ve günlerini evde geçiriyor, böylece çok fazla televizyon seyrediyor ve televizyonun her türlü etkisine maruz kalıyor, ikincisi ise bu dönemde çocukların beyin gelişimlerinin büyük bir kısmı tamamlanıyor, o nedenle televizyonda seyrettikleri her şey onların zihinsel gelişimini olumlu yada olumsuz etkiliyor.

Gelecekteki etkileri neler?

Uzun dönemli araştırmalar sonunda, okul öncesi dönemde aşırı miktarda televizyon seyreden çocuklar (günde 3- 5 saat arası) ileriki yaşlarında obezite ve dikkat bozukluğu problemleriyle oldukça sık karşılaşıyorlar.

Obezite probleminin çocukların çok fazla televizyon izlemeleri sonucunda hareketsiz kalmalarına ve televizyonda gördükleri besin değeri düşük ama yağ oranı fazla olan besinlere özenmeleri ve bunları sık sık tüketmelerine bağlanıyor.Dikkat bozukluğuna bağlı problemler ise beyin gelişiminin bu dönemdeki rolü ile çok ilgili.İyi bir beyin gelişimi çocuğun çevresinden fazla uyaran alması ile doğru orantılı, ancak çocuklar televizyon seyrederken çevrelerinden çok fazla uyaran almazlar, sadece pasif konumda kalarak görüntüleri takip ederler.Böylece beyin gelişimleri için gerekli olan uyaranları almamış ve beyin gelişimlerini tamamlamamış olurlar.Dikkat bozukluğuna televizyonda kısa aralarla seri şekilde farklı bölümlere geçen görüntülerin de sebep olduğu düşünülüyor.Çünkü bu durum da çocuklar çok fazla konsantrasyona ihtiyaç duymadıkları gibi sahneler arasında sebep-sonuç ilişki de kurmaları gerekmez.

Çocuğunuzun ileri de bu problemlere sahip olmaması için çeşitli önlemler alabilirsiniz.Nasıl mı?

Neler Yapabilirsiniz?

? Kendi alışkanlıklarınızı değiştirin!Eğer siz de günde 3-5 saat arası televizyon seyreden biri iseniz bu süreyi azaltmaya çalışarak işe başlayabilirsiniz.Çünkü çocukların en etkili öğretmenleri onların anne ve babalarıdır.Farklı uğraşlar edinmeye çalışın, hatta bu uğraşlarınızı seçerken çocuğunuzla beraber yapabileceğiniz bir şeyler bulmaya çalışı.Böylece ikinizde uzun saatler televizyon seyretmemiş ve birlikte zaman geçirmiş olursunuz.

?Çocuklarınızı plan yapmaları konusunda teşvik edin. O hafta içerisinde hangi programları izlemek istiyorsa onların belirleyin ve bu programların dışında her hangi bir programı izlemesine izin vermeyin.Program seçimi yaparken programın çocuğunuzun gelişimine uygun olmasına dikkat edin.

?Televizyonu sürekli açık tutmayın, sadece izleyeceğiniz zamanlar açık olsun, izlediğiniz program bittiğinde de televizyonu kapatmaya özen gösterin.Böylece çocuğunuz için televizyonu hayatının vazgeçilmez bir öğesi olarak değil sadece keyifli vakit geçirmek için kullanılan bir araç olarak görecektir.

? Çocuğunuz televizyon seyrederken ona eşlik edin.Çocuklar televizyon seyrederken her şeyi anlamayabilir yada yanlış anlayabilirler, bu nedenle onlarla beraber izlemek ve anlamadıkları kısımları onlara izah etmek gereklidir.Programı izledikten sonra izledikleriniz hakkında konuşun, bu konuşma çocuğunuzun zihinsel, duygusal ve dil gelişimine katkıda bulunacaktır unutmayın!

?Haftada en az bir kez televizyon izlememe günü oluşturun.Bu gün içerisinde çocuğunuzla beraber çeşitli aktiviteler yapın.(Piknik yapın, beraber yemek yapın, puzzle yapın…) Çocuğunuz hayatında televizyon olmadan da eğlenebileceğini keşfetsin.

?Yemek yerken televizyon seyretmeyin ve çocuğunuzun da seyretmesine izin vermeyin.Çünkü yemek saatleri bütün ailenin toplandığı ve aile bireylerinin iletişimine en müsait anlardır.Bu anları televizyon seyrederek harcamak yerine kendi aranızda konuşmaya ayırmalısınız.

İDİL SEDA AK

<_script /><_script />

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

En ideal doğum yöntemi

12/10/2008
Kategori: Bebek

Op. Dr. Seval Taşdemir; bir anne adayının hangi yöntemle doğum yapması gerektiğine, onun psikolojik ve tıbbi yapısına bakılarak karar verilmesi gerektiğini söyledi ve ekledi: İdeal yöntem kişiden kişiye değişir!
Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, doğum yöntemleriyle ilgili soruları yanıtladı:

* En ideal doğum yöntemi hangisidir?
Şartlar normal ise; normal doğumdur. Ama hastanın doğum şekli sezaryen gerektiriyorsa; tartışmasız sezaryendir. Yan gelişler, bebeğin eşinin yani içinde bulunduğu torbanın doğum kanalını kapatması ya da iri bebek sezaryen gerektirir. Şartlar uygunsa epidural anestezi ile doğum da idealdir. Ama hasta için hastane o konforu sağlıyorsa yani hastanın başında doğum doktoru ile birlikte özel anestezi uzmanı bulundurarak doğumu gerçekleştiriliyorsa; bu arzu edilen doğum şeklidir. Bu şekildeki epidural doğum hem hasta, hem de hekim için özel bir konfordur. Yalnız Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için büyük bir yüktür. Onun için en uygun doğum yöntemi; eğer hasta uygunsa normal doğumdur.

DÜŞÜĞÜN ETKİSİ YOKTUR
* Üst üste düşük yaptıktan sonra hamile kalanlar için en güvenli yöntem nedir?
Üst üste düşük yapmanın doğum şekliyle bir ilgisi yoktur. 3 tane bebeğini 2-3 aylıkken kaybeden aileler, genel eğilim olarak normal doğum riskini almamak için sezaryen konusunda ısrarcı oluyorlar. Ancak düşük yapmış olmak aslında sezaryen yapmayı gerektirmez. Bu durumdaki hastalara her iki doğum şekli de anlatılır. Hastanın psikolojik ve tıbbi yapısına hangi doğum şekli daha uygunsa, o uygulanmalıdır.

* Diyabet hastası bir anne adayı mutlaka sezaryeni mi seçmelidir?
Diyabet gebeliği riskli gebeliktir. Diyabet gebeliklerinde iri bebek veya bebekte gelişme geriliği, annelerde tansiyon yükselmesi, ödemle birlikte gebelik zehirlenmesi sık görülür. Bu durumlar, sezaryenle doğumu gerektiren durumlardır. Diyabetli bir gebeliğin sezaryen olma oranı yüksektir.

SEZARYEN İZ BIRAKABİLİR
* Tüp bebek yöntemiyle hamile kalan kadınlar için en uygun doğum yöntemi sezaryen midir?
Bütün tüp bebek hastaları normal doğum yaptırmak zorunda değildir. Ancak genelde, geç yaştaki hastalar için biz sezaryeni öneriyoruz.

* Sezaryenden sonra kadınlarda operasyon izi kalıyor mu?
Her hastanın doku yapısı değişiktir. Bazı hastalarda fazla, bazılarında az iz kalabilir. Kesilen yerde en azından çizgi halinde iz kalır. Türkiye'de ameliyat yerini lazer adı verilen deri içi yöntemiyle dikmek mümkün. Bu dikiş bikini bölgesine yapıldığı için de estetik bir sorun oluşturmaz.

* Sezaryen yaptırmaması gereken anne adayları var mı?
Yara iyileşme problemi olanlara, sezaryeni önermeyiz. Diyabet ve şeker hastalarında bu tür sorunlar olabilir. Genel anesteziye karşı duyarlılığı olanlar da, sezaryen kararını gözden geçirmelidir. Bu kişiler epidurali deneyebilir. Kanama ya da pıhtılaşma gibi kan hastalığı olanlar da sezaryen konusunda dikkatli olmalıdır.

Doğum listesi hazırlayın!
Op. Dr. Seval Taşdemir, anne adaylarına doğum öncesinde bir liste hazırlamalarını öneriyor. Listede olması gerekenler:
* Doğumun gerçekleşeceği hastanenin adı, adresi ve telefonu.
* Doktorun adı, adresi ve telefonu. Eğer doğumda bulunamayacaksa, onun yerini alacak şahsın adı, adresi ve telefonu.
* Hastaneye giden en kolay yol.
* Ambulans telefonu.
* Sizi hastaneye götürecek kişinin adı ve telefon numarası.
* Doğum ve hastanede kalma süresinde gerekecek eşyaların bulunduğu bir çanta.

http://www.sabah.com.tr/ozel/dogum4987/dosya_4994.html

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Organic Cotton

4/8/2008
Kategori: Bebek

Why Is Organic Cotton Better?

- The fabric lasts longer
- The fabric is more absorbent
- No bleaching or Harsh chemical have been used AT ALL on this product.

The conventional cultivation of cotton leads to massive environmental and health problems. Around the world, more toxic insecticides are used on cotton than on any other crop. A sustainable alternative is the certified organic cultivation.

So serious are the negative impacts of chemical-intensive agricultural production, that momentum for change has grown considerably in recent years. The trend toward more environmentally friendly production methods is supported by a variety of interests including farmers wanting to escape the chemical treadmill, enlightened companies under pressure of increased environmental regulation and competition, and informed consumers calling for greater social and environmental accountability.

People like YOU can be thanked for the growth in the organic cotton industry. YOU have been prepared to put your dollars where your thoughts are and this has allowed the industry to be economically viable for farmers.

Organic cotton is produced in organic agricultural systems that produce food and fibre according to clearly established standards. Organic agriculture prohibits the use of toxic and persistent chemical pesticides and fertilizers, as well as genetically modified organisms. It seeks to build biologically diverse agricultural systems, replenish and maintain soil fertility, and promote a healthy environment.

Certification of Organic Cotton

Our Organic Cotton is Ceritified by SKAL. see skal.com for more details. By only using certified organic cotton, you can be assured of our integrity and the integrity of the product.

Certification is a system which sets standards, ensures that organic standards are met and communicates compliance to consumers through appropriate labelling. When a grower or processor is "certified organic," an independent organisation has verified that the company meets or exceeds defined organic standards. Certified organic farms are inspected regularly and must maintain comprehensive records of their production methods.

Certification programmes and standards vary, especially in response to regional differences, although there are general underlying concepts. The International Federation of Organic Agriculture Movements (IFOAM) has produced Basic Standards covering organic production and also textile processing which provide a minimum basis upon which standards in many countries have been based. The International Organic Accreditation Service (IOAS) also exists to accredit certification systems. There are many certification agencies worldwide for organic cotton production but far fewer for certifying cotton processing to assure reduced health and environmental impacts. Several sets of processing standards exist in Europe (KRAV and SKAL for example), and others are being developed in Europe and in the United States, Australia and most countries now.

The Expanding Organic Cotton Market

Organic cotton is now grown in 18 countries but still represents only a tiny fraction of the total global cotton production - less than 0.1%. The biggest producers in 2001 were Turkey, the United States, India and Peru. Smaller experimental projects are also expanding in size and numbers.

http://www.natureschild.com.au/flex/why_organic_cotton/164/1

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bebek Beslenmesinde Bal

13/8/2007
Kategori: Bebek

 

Besleyici ama dikkatli tüketilmesi gereken mucizevi besin; BAL

Zengin ve özel bir besin kaynağı olan bal bebek ve çocuk beslenmesinde çok önemlidir. Sindiriminin kolay olması , içeriğindeki yararlı maddeler sayesinde iştah aç ıcı, sakinleştirici ve daha birçok faydası bulunmaktadır ama dikkatli tüketilmesi şartıyla.

Bal içerisinde C. Botulinum adı verilen bir bakteri bulunabilmektedir. Yetişkinler için tehlikeli olmayan ama 1 yaşına girmemiş bebeklerde bağışıklık sistemi gelişmediğinden Brulizm hastalığına, alerji, astım hatta solunum ve sinir felcine dahi yol açabilmektedir. Hastalık kabızlıkla başlar, yeme sorunları, yemeği yutamama, ses kısıklığı, hareketlerde yavaşlıkla kendisini gösterir. Doğal ve besleyici bir besin olmasına rağmen içeriğindeki toksik ve alerjen maddeler nedeniyle ileriki yaşlarda bu besine karşı alerji ve astım gibi hastalıklara zemin hazırlayabilmesi mümkündür. 1 yaş oncesinde yedirilmemesi, bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerekir. Yapılan bazı araştırmalar ani bebek ölümlerinin nedenleri arasında balı göstermektedir.

Hamilelik ve emziklilik döneminde annenin bal tüketmesinde herhangi bir sakınca yoktur, hatta faydası bulunmaktadır. Ama annelerin çok sık yaptıkları bir yanlış vardır ki oda bebeğin rahat meme emmesi için meme başına bal sürülmesi, ağlamasının kesilmesi veya rahat uyuması için emziğinin bala batırılarak bebeğe verilmesidir. Annelerimizden, anneannelerimizden gördüğümüz bu gelenek malesef ciddi sorunlara yol açabilmektedir.

Vitamin ve mineraller sayesinde besleyici ve birçok hastalıklara karşı koruyucu hatta tedavi edici özellik gösteren balda B1, B2, B3, B5 ve C vitaminleri ve kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, potasyum, fosfor gibi mineraller bulunmaktadır. İçerdiği maddeler sayesinde antimikrobiyal özelliğe de sahiptir. 1 yaşa kadar tüketilmesi önerilmeyen ama çocukların sağlıklı gelişimleri için tüketmeleri gereken bal, çocuklarda sıklıkla görülen demir eksikliğine, kemik hastalığı olan raşitizme ve barsak tembelliği, kusma, öksürük, bronşit , difteri, boğmacada tedavi edici olduğu bilinmektedir.

Beslenmede çok önemli yeri olan balın çocuğunuzun ileriki yaşantısında mahrum kalmaması için bir beslenme uzmanına danışarak ve belli bir yaştan sonra azar azar verin .

Bebeğinizi ilk 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.

İlk 1 yaşa kadar allerjik ve toksik etkisi bulunabileceği için bal yedirmeyin.

Biberonu içerisine veya emziğine tatlandırmak için bal ilave etmeyin.


Dyt. Özlem Sert
http:// www.bebekkokusu.com
 
 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı